İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ HAKKINDA HERŞEY-2

IPPC raporlarına göre, ortalama küresel iklim sıcaklığı 1880 yılından 2012 yılına kadar geçen dönemde 0,85 C⁰’lik bir artış gösterdi. Aşağıdaki diyagram ,1901 ve 2012 yılları arasında ortalama yüzey sıcaklığından gözlemlenmiş değişikliklerin bir göstergesidir. Bu diyagrama bakarak neredeyse tüm yer yüzeyinde sıcaklık artışı gerçekleştiğini söylemek mümkündür.

 

 

Bilim insanları yalnızca geçmişte gerçekleşmiş iklim değişikliklerini incelemekle kalmaz aynı zamanda gelecekteki potansiyel değişiklikleri analiz etmek için çalışırlar. Bu amaçla bir takım araçlar geliştirmişlerdir. Bunlar iklim modelleridir. İklim modellerinin bir girdisi ise iklim senaryolarıdır. Emisyon senaryoları, sera gazları ve aerosol’ler için gelecekteki artışları tahmin eder. Bunu yaparken gelecek sosyoekonomik ve teknolojik gelişmeler de göz önünde bulundurulur. İklim modelleri bizlere bir çıktı olarak, iklim sisteminin tahmini girdilere göre ne şekilde geliştirme göstereceğini verir.

Bu bağlamda, iklim modellerinin bir çıktısı olan iklim projeksiyonları ile günümüzdeki mevcut şartlar baz alınarak yapılan geleceğe yönelik iklim tahminleri birbirinden farklıdır.

İklim değişikliğinin hayatımıza her açıdan etkisi vardır. Sağlık sorunlarının ortaya çıkması, biyoçeşitlilik ve habitat kayıpları, ekosistemde meydana gelecek sorunlar bu etkilerin başında gelir. İklim değişikliği canlıların ve insanların göç etmesi ile bile sonuçlanabilir.

İklim değişikliğinin antropojenik nedenleri

Sera gazları uzun dalga radyasyonunu absorbe eder ve tekrar serbest bırakır. Bu gazlar dünya üzerinde doğal bir battaniye görevi görürler. En önemli yedi sera gazı için Kyoto Protokolü altında aşağıdaki tablo belirlenmiştir.

Bu yedi sera gazının her biri ısı tutma potansiyeline sahiptir. Bu ısı tutma kapasitesi ya da potansiyeline ‘küresel ısınma potansiyeli’ denir.  Bu gazlar elbette atmosferin doğal yapısında bulunur. Zira bu da iklim şüphecilerinin en çok gündeme getirdiği tartışmadır. Atmosfer bileşeninde zaten var olan gazların doğal dengeler için negatif bir etki göstermesinin mümkün olmayacağını söylerler. Ancak son 250 yıldır bu gaz konsantrasyonlarının atmosferdeki artışı gözlenmiş ve bu artışın nedeninin insan faaliyetleri olduğu tespit edilmiştir.  Hidroflorokarbonlar, perflorakarbonlar, sülfür heksaflorid, azot triflorür gazları ise atmosfere tamamen insan faaliyetleri sonucu karışmışlardır. ( IPCC 2007): Fourth Assessment Report Technical Summary)

Su buharının Kyoto Protokolünün oluşturduğu tabloda yer almaması dikkatinizi çekmiş olabilir. Bunun için protokölce bir düzenleme yapılmamıştır. Çünkü insan faaliyetlerinin su buharı artışına kayda değer bir etkisi yoktur. Ayrıca su buharı konsantrasyon değişimleri üzerinde insanın bir kontrolü yoktur.

CO2 gazının küresel ısınma potansiyeli 1 kabul edilir ve diğer sera gazlarının küresel ısınma potansiyeli CO2 baz alınarak belirlenir.

En önemli antropojenik sera gazı CO2 gazıdır. Bunu metan gazı takip eder. CO2 gazının artışının başlıca nedenleri ormansızlaştırma ve fosil yakıt kullanımıdır. Okyanuslar ve ormanlar başlıca karbon yutakları olduğu için, bu sistemlerin zarar görmesi de CO2 konsantrasyonun artışına neden olur.


Metan gazının %40’lık bir kısmı atmosfere doğal kaynaklardan salınır. Kalan %60’lık kısmı ise insan faaliyetlerinin bir sonucudur. Metan gazı artışına neden olan insan faaliyetleri hayvancılık, bazı tarımsal aktiviteler, fosil yakıt kullanımı, biyokütlenin yakılması ve atıkların kontrolsüz bırakılmasıdır (çöp sahaları).  CO2 gazı atmosferde yüzyıllar hatta bin yıllarca kalabilirken, metan gazının atmosferde kalma süresi 12 yıldır.

Metan ve CO2 moleküllerinde bulunan karbonun bir döngüsü olduğu ve bu nedenle dünya üzerinden asla yok edilemeyeceği söyleniyor. Bu doğrudur. Ancak sanayi devriminden sonra insan faaliyetlerinin karbon döngüsünü de etkilediği ortaya koyulmuştur. Karbon bitki ve hayvanlarda kısa süreli depolanır. Okyanuslarda ise binlerce yıl kalır. Aynı zamanda fosillerde karbon deposudur ve karbon burada da uzun zaman depolanır. Ancak milyonlarca yıl fosillerde kalması gereken karbonu, enerji amaçlı fosil yakıp atmosfere gönderdiğiniz zaman karbon dengesi de etkilenir ve insan faaliyetleri kaynaklı iklim problemleri yaşanır. (UNEP (2009) : Climate in Peril).

 

Azot oksit ise üçüncü en önemli sera gazıdır. Radyasyonal zorlayıcılara %6’lık bir katkı sağlar. Yapay gübre üretimi, bazı endüstriyel ve tarımsal faaliyetler atmosfer azot oksit artışının sebebidir. Atmosferde 114 yıl kaldığı tahmin edilir. Azot oksit ozon tabakasına da zarar vermektedir. ( IPCC (2002): Fourth Assessment Report

Florlu gazlar ise çeşitli endüstriyel uygulamaların bir sonucu olarak atmosfere karışırlar. Özellikle kimya endüstrisi bu gazların oluşumunda önemli rol oynar. Florlu gazların küresel ısınma potansiyeli tabloda görüldüğü üzere oldukça yüksektir. Bu da küçük bir konsantrasyonun bile büyük etkileri olabileceği anlamına gelir. Üstelik atmosferde binlerce yıl kalabilirler. (EPA Web site). Florlu gazlar ozon tabakasına da zarar verir.

Bazı sera gazları Kyoto Protokolü altında yer almamıştır çünkü bu gazlar Montreal Protokolünde düzenlenmiştir. Bu gazlar aslında ozon tabakasının incelmesine neden olan gazlardır ve Montreal Protokolünün asıl konusu bu olmuştur. Bu gazlara örnek olarak kloroflorokarbonlar verilebilir.

İklimde gözlemlenen değişiklikler

Ortalama dünya yüzeyi ve okyanus sıcaklıklarının 1850 ve 2012 yılları arasında değiştiğinden daha önce bahsetmiştik. Aslında her yıl alınan sonuçlar kıyaslandığında, geçmişte ortalama dünya sıcaklığı çeşitli sonuçlar vermiştir. Bazen bir önceki seneden soğuk bazen de daha sıcak olmuştur. Ancak son 30 yılda, her bir on yıl sonunda elde edilen sıcaklık verileri kıyaslandığında sürekli ısınma olduğu gözlenmiştir.

İnsan faaliyetleri sonucu oluşan CO2’in %30’luk bir kısmı okyanuslar tarafından absorbe edilmektedir. Bu durum okyanuslarda asidifikasyona neden olur. IPCC’ye göre endüstri devriminden beri okyanus pH’ında 0,1’lik azalma gözlenmiştir.

Ayrıca 19. Yüzyılın ortalarından beri deniz seviyelerinde artış gözlemlenmektedir. Bu durum buzul kütlesinde bir kayıp olduğunun da göstergesidir.

KAYNAKLAR-https://www.yesilist.com/iklim-degisikligi-hakkinda-her-sey-bolum-2/AYŞEGÜL YALVAÇ
IPCC 2007: Fourth Assessment Report Technical Summary)
IPCC 2013: The Physical Science Basis, Summary for Policy Makers
WMO 2013
UNEP (2009) : Climate in Peril
IPCC (2002): Fourth Assessment Report
EPA

YAYINA HAZIRLAYAN : BÜLENT ÖZGEN-HABER MERKEZİ
Lütfen beğenin ve paylaşın

Author: BÜLENT ÖZGEN

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu sitedeki yazı ve görseller, kaynak belirtilmek koşuluyla izin almadan kullanılabilir.
top