FARKLI BİR BİRLİKTELİK : TEMİZ HAVA PLATFORMU

Geçtiğimiz hafta sonu Kadıköy Çevre Festivali’nde panellerini dinlenilen ve gerçekten ilginç bulunan  Temiz Hava Hakkı Platformu (THHP) temsilcileri ile bir söyleşi yapıldı..  Festivale veya Temiz Hava Hakkı Platformu paneline katılamayanlar  için bu bilgilerin paylaşımının önemli olduğunu düşünüyoruz.Temiz Hava Hakkı Platformu’nu temsilen Doç. Dr. Gamze Varol, Doç. Dr. Semih Ayta, Yrd. Doç. Dr. Nilüfer Aykaç, Tema Vakfı’ndan Özlem Katısöz, Platform koordinatörü Buket Atlı ve Doç Dr. Osman Elbek’ in moderatörlüğünde söz aldılar.

‘Yaptığımız iş temelde Türkiye’deki hava kirliği ile ilgili verileri takip etmek ve kamuoyu ile paylaşmak’

Afşin Altuntaş: Buket Hanım, bu güzel çalışmaların koordinasyonu yürüten kişi olarak, bize Türkiye’nin hava kirliliği çalışan başlıca sağlık ve çevre örgütlerinin yer aldığı Temiz Hava Hakkı Platformunu okuyucularımıza anlatabilir misiniz ? Ne zaman kuruldu ve bileşenleri kimler? Ve tabi ki yakın dönemde neler yapmayı planlıyorsunuz.  

Buket Atlı: Temiz Hava Hakkı Platformu (THHP) doğa koruma ve sağlık alanında çalışan 17 Sivil Toplum Kurumunun bir araya gelmesiyle 2015 yılının Haziran ayında kuruldu. Platformun kuruluş amacı, öncelikle işletmede ve inşaat aşamasında olan kömürlü termik santrallerin yarattığı hava kirliliği ve çevre sorunlarına bağlı olarak halk sağlığını, temiz hava ve çevre hakkını savunmaktır.

Platform üyeleri ve gözlemci kuruluşları arasında Türk Tabipleri Birliği (TTB), Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER), Türk Toraks Derneği (TTD), Sağlık ve Çevre Birliği (HEAL), Greenpeace Akdeniz, Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı (TEMA Vakfı), Türk Nöroloji Derneği, İş ve Meslek Hastalıkları Uzmanları Derneği (İMUD), Pratisyen Hekimlik Derneği, Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD), Çevre için Hekimler Derneği, Yeşil Barış Hukuk Derneği, Yeşil Düşünce DerneğiYuva Derneği, 350.org, Avrupa İklim Ağı (CAN Europe), WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) bulunuyor.

Kurulduğu günden beri bizleri en çok heyecanlandıran şey, çevre ve sağlık gibi iki farklı ama aslında birbirinin içine geçen alandan gelen temsilciler olarak hava kirliliği gibi herkesi ilgilendiren bir konuda birlikte çalışabiliyor olmak.

Bu süreçte özellikle kömürlü termik santrallerin yol açtığı hava kirliliği konusunda çalışan kişiler olarak biz çok sevgili doktorlarımızdan yeri geldiğinde tıbbi terimleri öğrendik, yeri geldiğinde onlar bize katıldı ve geçen senelerde Aliağa’da yerel, ulusal ve uluslararası kuruluşların katılımı ile düzenlenen  Kömürden Kurtul  (Break Free)  etkinliğinde olduğu gibi hep birlikte elimizde temiz hava istiyoruz yazan posterlerle savunuculuk yaptık.

Kimi zaman da Bursa’da şehir merkezinde kurulması planlanan DOSAB Termik Santrali veya Çanakkale’de kurulması planlanan santrallerin neden olacağı sağlık sorunlarını anlatmak için hep birlikte Bakanlıklardaki uzmanları ziyaret ettik, izin süreçlerindeki toplantılara katıldık ve sağlık etkileri ile ilgili raporlar yayınladık. Hava kirliliğinin büyük sebeplerinden birisi olan kömürlü termik santrallere yenilerinin engellenmesi için şu anda Eskişehirde yapılması planlanan santralin sağlık etkileri ile ilgili uzman raporu hazırlıyoruz, yeni kurulmaya çalışılan tüm santralleri takip edip hava kirliliği ve sağlık etkilerinin de değerlendirilebilmesi için uzmanlık sağlamaya çalışıyoruz.

Yaptığımız işlerin başında, Türkiye’deki hava kirliği ile ilgili verileri takip etmek, kamuoyuna anlaşılabilir şekilde aktarmak ve sağlık etkilerinin de ne olduğunu belirterek paylaşmak var. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yayınlanan verileri takip ederek, Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği değerlere göre Türkiye’deki hava kirliliğinin durumunu kamuoyu ile paylaştığımız ve oldukça ilgi gören Kara Rapor bu amaçla yayınlanmıştı.

Eylül ayında da 2017 verileri ile güncellenmiş ve genişletilmiş halini yayınlamak üzere çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Ayrıca hava kirliliği ve sağlık etkileri ile ilgili mevzuatları takip etmek ve en fazla sağlık etkisi olan PM 2.5’in de ölçülmesi konusunda iyileştirilmelerini sağlamak için de çalışmalar yapıyoruz.

‘Hem PM2.5, hem de PM10 beyin damar hastalıklarına yol açıyor’

Afşin Altuntaş: Daha önce Trakya Platformu’nun düzenlediği panel sonrası Gamze Hoca ile yaptığımız söyleşide aslında çok da beklenebilir bir şekilde Partikül Madde 2,5 ve PM 10 un solunum yolu hastalıkları ve akciğer kanserine sebep olduğunu ve sadece bununla da kalmayıp pek çok açıdan sağlığımızı tehdit ettiğini öğrenmiştik. Uzmanını bulmuşken soralım, nörolojik açıdan hava kirliliği sağlığımızı nasıl ve neden etkiliyor?

 

Doç. Dr. Semih Ayta: Hava kirliliği başta inme olmak üzere pek çok nörolojik hastalık açısından risk oluşturuyor. Bu alandaki çalışmalar hem PM2.5, hem de PM10’un beyin damar hastalıklarına (damar tıkanması veya beyin kanaması) bağlı ölüm açısından yüksek risk taşıdığını göstermiştir.

Hava kirliliğinin ayrıca multipl sklerozun ortaya çıkışı ve tekrarlamasında rol oynadığı, Alzheimer ve Parkinson hastalıkları için potansiyel çevresel faktörlerden birinin PM olduğu ortaya konmuştur. Migren ve epilepsi tanılı hastaların hava kirliliğinin arttığı dönemlerde hastanelere daha sık başvurdukları saptanmıştır. Hava kirliliği bileşenlerinden nitrojen oksit ve PM yanı sıra fosil yakıtlardan kaynaklanan polisiklik aromatik hidrokarbonların, çocukları zihinsel gelişimini etkilediği belirtilmektedir.

‘Akciğer hastalıkları ile nörolojik hastalıklar’

Afşin Altuntaş: Halk Sağlığı Uzmanları Derneği üyesi ve Türk Tabipler Birliği üyesi olarak koruyucu sağlık hizmeti çerçevesinde hava kirliliği nereye düşer Halk ve sağlık ilişkisi nedir? Ve birazcık sağlık etkileri üzerine konuşabilir misiniz ?

Doç. Dr. Gamze Varol: Türk Tabipler Birliği adına buradayım bildiğiniz gibi. TTB de Temiz Hava Hakkı Platformu üyesi.

TTB bu platform içinde sağlıklı bir çevre ve yaşam hakkı ve sağlık hakkı üzerinden aslında mücadelesine devam ediyor. Tam da dediğiniz noktada hem hekimlik uygulamalarında hem de tıp eğitiminde aslında bazı şeyleri zaman içinde ihmal ettiğimizi fark ettik. Bunların içerisinde mesela insanlar akciğer hastası oluyor, nörolojik hastalıklar geçiriyorlar çocuklar ise. İnsanlarda bir takım sorunlar meydana geliyor ve biz bunların tedavi edilmesi için çaba sarf ediyoruz ama esas olan bunların nedenini bilebilmek nedenini araştırmak, bulmak ve o nedene yönelik çözümler geliştirmek.

Tam da dediğiniz noktada bu koruyucu hekimlik oluyor ve koruyucu hekimlik uygulamalarının başında da var olan riski ortadan kaldırmak yani öncül koruma (Primordial) kavramı ortaya çıkıyor. Yani eğer biz hastalık yapıcı etkenlerin neler olduğunu bilir bunları tespit edebilir ve bunlarla mücadele edebilirsek aslında pek çok sağlık sorununu ortadan kaldırmış oluruz. Bu aslında hekimlik uygulamalarının başı olmalı çünkü bir insan KOAH tıkayıcı akciğer rahatsızlığı geçirdiğinde ya da bir nörolojik hastalık felç geçirdiklerinde, kalp krizi geçirdiklerinde onları tamamen iyileştiremiyoruz sadece daha iyi olmaları yönünde hayatlarını devam ettirebilecekleri bir takım ilaçlar veriyoruz.

Sağlıklı beslenme sağlıklı yaşam önerilerinde bulunuyoruz ama esas olan tam da sizin dediğiniz gibi bu vatandaşların bu insanların hasta olmasını engellemek sağlıklarını kaybetmelerini engellemek. Kaldı ki 21. yüzyılda çağdaş hekimliğin gerektirdiği şey hastalıkların önlenmesi filan değil var olan sağlığın sürdürülmesi ve hatta geliştirilmesi yani kirli havanın temizlenmesi temiz hava hakkının ötesinde bu temiz havayı nasıl daha güzel yaparız konuşmamız gerekirken biz daha gerilerden başlamış olduk.

Burada neler yapabiliriz kirli hava önemli bir sorun mu? Tüm dünya için önemli bir sorun gelişmekte olan ülkeler için çok daha önemli bir sorun ülkemiz içinde önemli bir sorun sağlık etkisi çok önemli bir sorun yani çok zengin olabilirsiniz alım gücünüz çok yüksek olabilir çok temiz su alıp organik gıdalarla beslenebilirsiniz buna maddi gücünüzde yetebilir ama maalesef hava çok eşitlikçi maalesef diyorum çünkü temiz hava alıp bir yerden soluma şansınız yok zengini de fakiri de aynı havayı solumak durumunda hepimizin maskelerle dolaşma şansı da olamayacağı için havamıza sahip çıkmamız gerekiyor.

Peki havamız kirli olursa ne olur çok kötü şeyler olur dünya üzerindeki bütün ölümlerin %16 sı,  yani kanser ölümlerinin 1 / 3’ü, kardiyovasküler hastalıklardan kaynaklanan ölümlerin 1 / 4’ünden kirli hava sorumlu. Bunu kanıtlayan çok ciddi yayınlar çalışmalar var.

Bizim ülkemize geldiğimizde de gerçekten havanın çok sorunlu olduğunu göreceksiniz. Kirli havayı soluduğumuzda akciğerlerimizden vücudumuza yayılıyor kan dolaşımına karışıyor ve solunumla kan dolaşımıyla temas ettiği her yere zarar veriyor. Kalp damar sisteminde beyin ve sinir sisteminde çocuklarda gebe kadınlarda anne karnındaki çocuktan tutun çocuğun büyüme gelişme döneminde solunum sisteminde çok ciddi olumsuz etkileri oluyor.

En başında kanserler geliyor tabi son dönemlerde acaba ülkemizde neden bu kadar çok kanser var diye çok da düşünmemek lazım bu havanın kirleticileri ile su da kirleniyor o sularla sulanmış gıdalarda kirleniyor ağır metaller sülfür kükürt dioksit ozonlar partikül maddenin içinde aslında normalde olmaması gereken onlarca kanserojen madde var. Yapılan çalışmalar bunu gösteriyor.

‘Temiz hava soluma en temel haktır’

Afşin Altuntaş: Nilüfer Hocam bugün panelde hava kirliliğine bağlı ölümler ve hastalıklar hakkında çarpıcı istatiksel veriler paylaştınız ve gördük ki ülkede sağlıklı nefes alabileceğimiz tek yer kalmış o da Artvin. Bu  verileri panele katılamayan okuyucularımız için bizimle paylaşabilir misiniz ?

Doç. Dr. Nilüfer Aykaç: Bilindiği gibi, Dünya Sağlık Örgütü’nün de “görünmez katil” olarak tanımladığı hava kirliliği, dünyada her yıl 7 milyon milyondan fazla kişinin ölümüne yol açmaktadır.

Türkiye’de hava kirliliği nedeniyle her yıl 32 bin kişinin öldüğünü ve Türkiye’deki her yüz bin ölümün 44’ünün hava kirliliğine bağlı bir hastalık nedeniyle gerçekleşmektedir. Ülkemizde trafik kazaları nedeniyle her yıl 4.000 kişi hayatını kaybetmektedir.  Yani: Hava kirliliği Türkiye’de ‘trafik canavarı’ ndan 8 kat daha fazla insan öldürmektedir.

TTD Hava Kirliliği Görev Grubu tarafından  Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın   ölçümleri veri alınarak yapılan analizde, 1 Ocak  2017 – 31 Aralık 2017 tarihleri arasında;

  1. a) Şırnak, Muş ve Uşak ilinde yeterli ölçüm yapılmadığı,
  2. b) Artvin dışında  kalan tüm illerin havasının Dünya Sağlık Örgütü referans değerleri bakımından PM10 yönünden kirli olduğu,
  3. c) 78 ilin 52’sinin (%67) havasının ulusal mevzuattaki referans değerler bakımından da kirli olduğu görülmüştür.

Avrupa Birliği Limitlerine göre bakıldığında:

180 istasyonun 156’sında (%87) yılda 35 günden daha fazla sayıda 50 µg/m3 ve daha fazla düzeyinde kirlilik saptanmıştır.  62 istasyonda (%34) saptanan limit aşımı 180 günden daha fazladır. Yılın yarısında limit aşımı gerçekleşen 62 istasyonun ortalama kirlilik düzeyi 228 µg/m3’dür.

4.d) Amasya Şehzade (319), Bursa (316), Manisa (314), Adana Meteoroloji (309) ve Denizli Bayramyeri ile Niğde (289) istasyonları, yıl içerisinde en fazla sayıda kirlilik limitinin aşıldığı istasyonlardır.

Enerji, trafik ve kentsel dönüşüm konularında Sağlık Etki Değerlendirmesi mutlaka zorunlu olmalı ve yatırımların yaratacağı sağlık etkileri bilgilenme hakkı çerçevesinde tüm açıklığıyla kamuoyuyla paylaşılmalıdır.

Sonuç Olarak;

Temiz hava soluma en temel insan ve tüm canlıların hakkıdır.

Türk Toraks Derneği, çevre politika metninde de ifade ettiği gibi; hava kirliliği başta olmak üzere yaşanan tüm ekolojik sorunların çözüm noktasının “sürdürülebilir kalkınma” bakış açısının yerini “sürdürülebilir bir gelecek ve yaşam”ın alması gerektiğinden geçtiğini bilmektedir.

‘Enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji yatırımları ile dışa bağımlığı çözebiliriz’

Afşin Altuntaş: Toplam hava kirliliğinin en önemli sebeplerinden biri fosil yakıtlar ve kömürlü termik santraller olarak gözüküyor. Özlem hanım ülke genelinde yaşam savunuculuğu yapan TEMA Vakfı’nın temsilcisi olarak panele katıldınız bu iş yoğunluğunuzun arasında sizi yakalamışken soralım son durum nedir ? Eskişehir’de, Trakya’da, Çanakkale ve Konya’da neler oluyor? 

Özlem Katısöz: Bildiğiniz gibi ülkemizdeki enerji politikalarının dayandığı ana argüman, enerji dışa bağımlılık ve enerji ürünleri ithalatı faturamızın yüksek oluşu. Yanlış değil. Ancak meseleyi ele alış biçimimiziz derinleşmesi gerekiyor.

Enerjide dışa bağımlı olmamızın nedeni fosil yakıtlara bağımlı olmamız. En güncel olarak 2016 verilene baktığımızda birincil enerji arzımızın %87’sini doğalgaz, petrol ve kömürden yani fosil yakıtlardan oluştuğunu görüyoruz. Sadece 6 senelik bir zaman diliminde 2010’dan 2016’ya kadar nüfusumuz %10 artarken ithal edilen fosil yakıt tüketimimiz %22-64 civarında artmış durumda; petrol %40, doğal gaz %22, taş kömürü %64. Diğer bir deyişle fosile bağımlılığımız daha da artmış. Fosil yakıtlar aynı zamanda en büyük en hava kirliliği kaynakları. Kullandığımız her birim fosil yakıt bize sağlık sorunları olarak geri dönüyor.

Enerjide dışa bağımlılığın çözümü, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji yatırımlarını önceliklendirmek olmalı, bunun yerine ülkemizdeki gibi yeni fosil kaynaklarının çıkarılması değil.

2012 yılının Kömür Yılı ilan edilmesiyle, Trakya, Konya, Karaman Ovaları, Eskişehir Alpu Ovası gibi önemli gıda havzalarımda kömür madenciliği ve kömürlü termik santral projelerinin izin süreçleri başlamış durumda. Eskişehir Alpu Ovası’ndaki termik santral ve madencilik projesi için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından ÇED olumlu kararı verildi, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı büyük ova statüsündeki bu bölgenin “tarım dışına çıkarılması” talebini onayladı. Tekirdağ Çerkezköy’deki termik santral ve madencilik projesinin ÇED süreci devam ediyor. Karapınar-Ayrancı (Konya-Karaman) sahasında da yakın zamanda ÇED sürecinin başlayacağını EÜAŞ’ın Resmi Gazete’deki ilanlarından takip ediyoruz.

Kömürü merkeze alan projelerin toprağımıza, havamıza maliyetleri çok yüksek olabilir. 2017 yılında tüm Türkiye’de evsel ısınma için tüketilen kömür 11,4 milyon ton oldu. Eskişehir’deki termik santral, işletmeye geçerse sene de 7,8 milyon kömür yakacak. İki sayıyı karşılaştırınca ne kadar büyük bir hava kirliliği yükünün ekleneceğini açıkça görüyoruz. Son ihalelerdeki ve piyasalardaki fiyatlara baktığımızda linyit yakıtlı Çayırhan-B Termik Santrali’nde üretilecek elektriğin kilovatsaat başına fiyatı 6,04 cent olarak belirlendi, benzer bir ihalede rüzgar için fiyat 3,48 cent olarak çıktı.

Büyük güneş yatırımları için kilovatsaat başına maliyet kilovatsaat başına 2,99 cent. Kısaca, yerli kömürden (linyit) elektrik üretmenin maliyetleri, sağlık ve tarıma etkilerinin maliyetlerini eklemeden bile, güneş ve rüzgardan elektrik üretmenin maliyetini aşmış durumda. Kömürden elektrik üretmek hem cebimize, hem sağlığımıza hem de gıdamıza zarar.

Ülkemizde %27 oranında enerji verimliliği ve tasarrufu potansiyeli var. Basit bir hesapla; 50.000 GWh elektrik, verimlilik ve tasarruf yatırımları ile geri kazanılabilir. Tarım alanlarımıza planlanan termik santrallerin üreteceği elektrik miktarı en fazla 35.000 GWh. Sayıların gösterdiği gibi yeni kömürlü termik santral kurmadan, var olan elektriği verimli kullanarak, tarım alanlarımız mahvetmeden, havamızı bozmadan elektrik ihtiyacımızı karşılayabiliriz.

Afşin Altuntaş: Temiz Hava Hakkı Platformu bileşenleri ve yaptığı veya yapmayı hedefledikleri işler düşünülecek olursa kamuoyu tarafından çok daha fazla görülür olmayı hak ediyor.  Çalışmalarınızı büyük bir dikkat ile takip etmeye devam edeceğiz. İyi ki varsınız temiz hava ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkımızı koruduğunuz ve bize yoğunluklarınıza rağmen vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.

KAYNAK : https://yesilgazete.org/blog/2018/06/09/farkli-bir-birliktelik-temiz-hava-hakki-platformu-thhp/

YAYINA HAZIRLAYAN : BÜLENT ÖZGEN-HABER MERKEZİ

Lütfen beğenin ve paylaşın

Author: BÜLENT ÖZGEN

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu sitedeki yazı ve görseller, kaynak belirtilmek koşuluyla izin almadan kullanılabilir.
top