Yer bilimcilere göre depremler, esas olarak tektonik plakaların hareketi sonucu meydana geliyor ve bu süreç iklimden bağımsız işleyen derin bir jeolojik mekanizmaya dayanıyor. Yani küresel sıcaklık artışları ya da aşırı hava olayları tek başına bir fay hattını kıracak güce sahip değil.
Ancak buzulların hızla eridiği bölgelerde farklı bir tablo ortaya çıkıyor. Yüzlerce metre kalınlıktaki buz kütlelerinin ortadan kalkması, yer kabuğu üzerindeki yükü azaltarak “izostatik yükselme” adı verilen süreci başlatıyor ve bu durum bazı fay hatlarında stres değişimlerine yol açabiliyor.
Benzer şekilde büyük baraj projeleri ve yeraltı su seviyesindeki ani değişimler de “tetiklenmiş sismisite” olarak bilinen küçük ölçekli sarsıntıları artırabiliyor. Uzmanlar bu etkilerin yerel kaldığını ve büyük yıkıcı depremlerle doğrudan ilişkilendirilemeyeceğini özellikle vurguluyor.
Bilim dünyasının ortak görüşü net: İklim değişikliği, depremlerin ana nedeni değil. Ancak artan afet zincirleri, zayıf altyapı ve kontrolsüz kentleşme ile birleştiğinde, deprem sonrası yıkımın etkisini katlayarak büyütebiliyor; asıl risk de tam burada başlıyor.
SON YAZILAR